Çok sevdiğiniz ama yoğunluktan aylardır yüz yüze görüşemediğiniz dostlarınız, sevip de yapamadığınız hobileriniz, çok isteyip de bir türlü para ve zaman ayıramadığınız için göremediğiniz yerler var mı ? Peki neden ? Yapmak istediğiniz çok şey var ancak bunları neden gerçekleştiremiyorsunuz? Peki biraz “yavaşlamaya” ne dersiniz?
-Bir gün otuz altı saat olsaydı yavaşlayabilirdim.
-Bu kadar çok sorumluluğum olmasa yavaşlayabilirdim.
-Bu kadar yoğun iş hayatım olmasa yavaşlayabilirdim.
Bunlar sorumu yönelttiğim kişilerden aldığım cevaplardan sadece birkaçı. Sizi anlıyorum. Yavaşlamak size çok zor gibi görünüyor.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki yavaş yaşamak hareketlerinizi yavaşlatmak ya da sorumluluklarınızı bir kenara itip kendinizi soyutlamak değildir. Yavaş yaşamak kontrolü ele alıp yaşamınızı daha sakin bir biçimde devam ettirmektir. Tüketimi minimuma indirip maddi erekler için yaşamaktan vazgeçmek demektir. Şimdi sizden bir gününüzü gözünüzde canlandırmanızı istiyorum. Sürekli bir koşuşturma içinde olduğunuzu fark etmişsinizdir. Küreselleşmenin bize dayattığı tüketim odaklı yaşam kitle iletişim araçlarının, reklamların, internetin aracılığıyla hayatımıza nüfus etmiş durumda. Var olan eşyalarımızın daha iyisini almak, bir yenisini eklemek için çalışıp durmaktayız. Böylelikle kabaran faturaları ödemek için daha çok çalışıyoruz, faturaların zihnimizde sürekli varlığının getirdiği stres de cabası. Teknolojinin sadece bize olumlu getirilerini kullanmıyoruz. Teknolojik oyuncaklarımızla zamanın nasıl aktığının farkında bile değiliz. Sosyal hesaplarımızı kontrol ederken bir bakmışız ki dakikalar, saatler geçivermiş. Yaşam amacımız gerçekten bu mu? Dünyaya gelme amacımız sadece maddi ereklere ulaşma çabası mı? Küreselleşmenin kültürel boyutu var tabi bir de. Sabah filtre kahvemizi neredeyse her köşe başında olan kahveciden almadan güne başlayamaz olduk. Yavaş hareketi de tam da küreselleşmenin kültürel etkisinin rahatsızlığından ortaya çıkmıştır. 1986 yılında İtalya’nın başkenti Roma’nın en tarihi ve işlek meydanlarından birine açılan fast food zincirine tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu fast food restoranının meydanın tarihi yapısını bozduğunu, İtalya’nın ünlü yemek kültürünü bozacağını savunarak Carlo Petrini öncülüğündeki bir grup meydana spagetti fırlatarak protesto etmişlerdir. Çok farklı bir protesto yöntemi değil mi? Bu grup yemek yemenin doymaktan çok daha fazla anlamı olduğunu, yemekteki kişilerin iletişim halinde olmasını savunuyorlardı. Böylelikle fast food yeme alışkanlığına karşı slow food hareketini başlattılar. Kısa sürede tüm dünyaya yayılan bu hareket yavaş şehir, yavaş ebeveynlik, yavaş turizm gibi farklı alanlarda da oluşmuştur.
Yavaş yaşam öncelikle tüketim çılgınlığının hakim olduğu ve gün geçtikçe bizi daha da olumsuz etkileyen durumları fark etmekle başlar. Hafta sonu alışveriş merkezlerinde geçen saatler, zamansız ve mekansız sürekli açık olan internet mağazacılığı, sürekli gelen ürünlerin bedeninin olmayışı ve onları geri göndermek için kargoya ayırdığımız zihinsel enerjimiz ( gün içinde değişim ve iade zorunluluğu) ve zamanımız… Fatura ve kredi kartlarını ödeyecek olmanın yarattığı mutsuzluk. Beş ayakkabımız varken altıncıyı almaya çalışmamız yada herhangi bir eşyamızı hep en iyi son model olması çabamız. Yaşamdaki anlar o kadar güzel ki.. O kadar çok şey kaçırıyoruz ki..
Yavaşladığınızda neler olacak? Yaşamınız kontrolünüzde olacak. Yaşamınız zevk alabileceğiniz bir hızda akacak.
Neden yavaşlamalısınız?
Çünkü yaşayacak tek bir hayatınız var.
Çünkü mutlu ve huzurlu yaşamak sizin hakkınız.
Çünkü hızlı yaşam sizi yıpratır, siz fark etmeden sağlığınıza da zarar verir.
Çünkü sevdikleriniz ve aileniz sizi özlüyor.
Çünkü belki farkında değilsiniz yapmak istediğiniz ve yapamadığınız çok şey var.
Bazen sevdikleriniz ya da ailenizle sadece fiziksel mekanı paylaştığınızın farkında mısınız? Onların yanında olduğunuzun bile farkında olmadan saatler geçirdiğinizin peki? Yavaş yaşamak tüketimi aza indirmenin yanında anda kalıp farkındalığınızı arttırmanızı da gerektirir. (Anda kalmak ile ilgili yazımı www.melikeseylan.com adresinden okuyabilirsiniz.) Bunun yanında etkili zaman yönetimi, hayır diyebilme becerisi , doğal ortamlardan en üst düzeyde yararlanmayı da gerektiriyor tabii ki.
Yavaşlamanız için size hepsi denenmiş pratikte uygulanabilir önerilerim olacak
– Yemeklerinizi sakin, teknolojik aletlerden uzak , yemek yediğiniz kişilerle etkileşiminizin maksimum düzeyde tutarak, her anı yaşayarak yiyin. İşte size yavaşlamak için en büyük fırsat. Zihinsel olarak da yemek yemelisiniz ve tadını çıkarmalısınız.
– Arkadaşlarınız ve aileniz ile yüz yüze iletişim için zaman ayırın. O vakitlerde zihinsel olarak da sadece onlarla olun.
– Hafta sonlarınızı alışveriş merkezleri yerine park, bahçe, orman gibi açık alanlarda geçirin. Doğanın iyileştirici sakinleştirici etkisini kullanın.
– Kendinize bazı günler seçin. En azından haftada bir gün akşamları sosyal medya, internet, televizyondan uzak durun. Bunun yerine sevdiğiniz bir şey yapın.
– Çevrenizdekilere hayır diyemiyorsanız ve bu sizi olumsuz etkiliyorsa kendinizi bu konuda geliştirin.
-İşlerinizi listeleyeceğiniz ajandanız olsun , hangi işi ne zaman yapacaksınız not edin.
– Bir işle meşgulken sadece o an yaptığınız işe odaklanın. Yapacağınız diğer işler zihninizi meşgul etmesin ve sırasını beklesin.
– Sık sık anda kalma egzersizleri ve nefes egzersizleri yapın.
– Tüm işleri tek başınıza yapmak yerine yardım alabileceğiniz kişiler varsa yardım istemekten çekinmeyin.
– Hobileriniz olsun. Zevk aldığınız şeyleri yapmaya çalışın
– Eşyalara bağımlı yaşamayın, sizi rahatlatan mutlu eden şeylere yatırım yapın. Bırakın ayakkabınız birkaç tane az olsun. Deneyimlemek istediğiniz şeylerin listesi yapın ve bunları gerçekleştirmeye çalışın.
Yavaşladığınızda yaşamınızın sonsuz mutluluğunu, huzurunu deneyimlemiş olacaksınız. Yaşayacak tek bir hayatınız var.
Hadi yavaşlayın…
Mutlu ve sağlıkla kalın…
Sevgilerimle
Melike Seylan